Site Rengi

Nilüfer Akbal; “Kürt müziği sahipsiz bir alan”

Nilüfer Akbal; “Kürt müziği sahipsiz bir alan”
28.08.2019
A+
A-

Toplumsal duyarlılık çalışmalarına verdiği katkılarla gündeme gelen Türkiye’ nin saygın Kürt sanatçılarından Nilüfer Akbal ile kişiliği, hayata bakışı, müzik çalışmaları ve sektörel sorunlar üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşinin satır aralarından sayfamıza yansıyanlar…

D.M: Sizi tanımayan yok ama kendinizden kısaca bahsetmenizi istesem neler söylemek istersiniz?

Nilüfer Akbal: Muş Varto’ luyum, babaannem Ermeni. Babam Varto’ nun Baltaş Köyü’ nden, Annem eski ismiyle Kevira Hengim Köyü’ nden. Babamın elektrik mühendisi olarak görev yaptığı Xoşan’ da büyüdüm. Varto’da liseyi bitirene kadar yaşadığım süre içerisinde müziğe ilgim vardı, müzik öğretmenleri benimle ilgileniyorlardı. Okuldaki özel günler ve kutlamalarda sahne alıyordum, yarışmalara katılıp birinci oluyordum. Aslında aklım erdiğinden beri tek bir hedefim vardı, ben sanatçı olacağım diyordum, o farkındalığım hep vardı.

D.M: Sanatçı olma fırsatını nasıl yakaladınız?

Nilüfer Akbal:  Önüme bir hedef koydum. Ben sanatçı olmak istiyordum, lise diplomamı aldıktan sonra gidip müzik eğitimi almalıyım diye 1987-88 de İstanbul’a geldiğimde Arif Sağ’ ın Milli Eğitim’e bağlı özel konservatuvarına yazıldım. Orada bağlama, nota, solfej yani müzik eğitimi aldım, bağlamayı da orada öğrendim. Öylece yola başlamış oldum.

D.M: İnsan ilişkilerine dair bakış açınız ve hayat felsefeniz hakkında neler söylemek istersiniz?

Nilüfer Akbal: Anladım ki hayat bir deneyimler yasasıdır. Dolayısıyla yaş ilerledikçe tüm bu deneyimler, yaşanmışlıklardan sızan bilgi bana şunu söylüyor; biz bu dünyaya insan olarak birbirimize hizmet etmeye geldik. Biz birbirimize hizmet ettikçe kalbimiz genişliyor, her şeyi içine alıyor, şifa buluyoruz. Şimdi böyle bir dönemdeyiz ki hep ötekileştiren beğenmeyen komşusunu, kızını, kendisini, onu, bunu hep sürekli eleştiren…  Hakikati bilmediğimiz için böyle davranıyoruz. Çünkü hepimiz tamamen kişi ve ego anlamında büyütülmüşüz, öğrenilmiş entelektüel bilgi ne kadar çok öğrenirsen, ne kadar ünlü olursan o kadar değerin artar diye dayatıyor. Aslında ego bizi içimizdeki bu hakikatten koparmış. Biz zannediyoruz ki kişi her şeyi biliyor; oysa kişi hiçtir, hiç… Ancak kişi bu hiçlik bilincine uyandığında tüm kâinata ve kendisine hizmet eder ve bu hizmeti Allah katında kabul görür. Onun için bir birbirimize hizmet edeceğiz, ötekileştirmeyeceğiz, sevgiyle kucaklayacağız ve birbirimize anlayışla davranacağız.

D.M: Müzik çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Nilüfer Akbal: En son 2014’ te “Qlasîkên Kurdi” albümümü çıkardım, istiyorum ki o klasikleri üçleyeyim. Yeni yaptığım şarkılarla birlikte Zazaca klasikleri yapmak istiyorum. Sadece tüm sorun şu; Kürt müziğinin sektörü yok, Kürt müziğinin sahibi yok. Sahipsiz bir alan.. Daha çok siyasetin güdümü altında.. Ya bir partili olacaksın, ya bir taraftan olacaksın ki orada varlığını sürdürebilesin. Dolayısıyla bu anlamda sponsor yok, mesela Kürt İşadamlarına hep sesleniyorum, diyorum ki Türkler kendi sanatçılarına sponsor oluyorlar siz de olun, bu dünyada kalıcı olan kendi kültürüne eğer bir hizmet etmişsen onunla anılırsın, çok kıymetli bir şeydir bu. Onun için ekonomik sorunlardan dolayı biz bu tür çalışmalarımızı ancak uzun aralıklarla yapmak zorunda kalıyoruz.  Konserler oluyor, gecelere gidiyorum, sosyal projelerde yer alıyorum, hayatımda müziğin sürekliliği devam ediyor.

D.M: Yakın çevrenizde nasıl bir insan olarak biliniyorsunuz?

Nilüfer Akbal: Çok seviliyorum, Allah’a bin şükürler olsun. Çünkü ben seviyorum. Senin kendin de var ettiğin şey sana gelir yani kalbinde sevgi varsa seversin ve sevgiyi çekersin kendine.  Eşim, dostum komşum, arkadaşlarım, sanatçı arkadaşlarım yani çevremdekiler de bunu söylerler, ne kadar çok seviliyorsun diye. Şükürler olsun, çünkü ben de seviyorum.

D.M: Siz kendinizi nasıl bir insan olarak tanımlıyorsunuz?

Nilüfer Akbal: İyi bir insanım, yani ruhu güzel bir insanım.  İnsanı severim, kendimi severim, paylaşmayı severim, yardım etmeyi severim. Şeffaf bir hayatım var, özüm sözüm birdir. Çok netim. Oyun yok, yalan, dolan kandırmak yok. Neyse o…

D.M: Sizi en çok ne üzer?

Nilüfer Akbal: Beni en çok insanın insana yaptığı zulüm çok üzüyor. Doğaya,  hayvana, çevreye yani o bilinçdışı davranışı beni çok üzüyor, çok acı çekiyorum o noktada…

D.M: Sizi en çok ne mutlu eder?

Nilüfer Akbal: Bütün insanlığın birbirini kucaklaması, sevmesi ve o farkındalıkla hareket etmesi.

 D.M: Mutlu musunuz peki?

Nilüfer Akbal: Yani, kendi hayatımda evet.. Kendi işim var, iyi şeyler yapıyorum, paylaşıyorum, dostlarım var, konserlere gidiyorum, gittiğim yerlerde insanlarla kucaklaşıyorum bu anlamda mutluyum ama bütüne baktığım zaman elbette ki o fotoğraf beni de mutsuz ediyor.

D.M: Hayallerinizi gerçekleştirebildiniz mi?

Nilüfer Akbal:   Birini evet yani sanatçı olma hayalimi gerçekleştirdim. Sonra bir farkındalığa gelince hayal değil de vizyon kuruyorum, ne yapabilirim bundan sonrası için, yani içimdeki potansiyeli keşfetmeye çalışıyorum. Çünkü insan sonsuz potansiyele sahip sınırsız bir varlık. Sen bütün bir kâinatsın, kainat senin içinde böyle bir yoldayım. Meditasyon yapıyorum, daha çok sessiz ve dinginlikte kalbimi dinliyorum Yani kendimi bilmeye kendimi tanımaya daha çok yoğunlaştım. Kimim ben? Öz itibariyle yani bu kişi Nilüfer. Kendini bilen, Rabbini bilir demişler.  Onun bir parçasıysam ben bu hiçlikte, senin emirlerin ifade bulsun hak için hakikat için.. Böyle spiritüel, manevi bir yolculuktayım.

D.M:  Bu anlamda etkilendiğiniz insanlar var mı?

Nilüfer Akbal: Yani tabii ki okuduğum çok güzel kitaplar var, üstatlar var.  Onların kitaplarını okuyorum, izliyorum, toplantılara gidiyorum. Aslında araştırıyorum ve bu sonsuz bir yol.. Sonsuz bu yolda hiçbir şey bildiğimiz gibi değil. Sokrates’ in dediği gibi “bir şeyi biliyorum, hiçbir şey bilmediğim ve hiçbir şey bildiğim gibi değil. Hepinizi seviyorum, size başarılar diliyorum.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.